Sanal Dünyanın Politikacıları

Bir reklam ajansın kapısından içeri ilk adımımı 2014 yılında atmıştım. İstanbul işletmelerinin geleneğinden “Kent” kelimesi soyluluğu temsil ediyor olsa gerek! Kent Ajans adında Kadıköy’de kurulmuş şatafattan uzak ama marjinal figürü bol bir ofisti.

Ergenliğin verdiği heyecanla politize olmaya başlamış, bir yandan sevdiğim işi gelecekteki mesleğim haline getirmekle meşgul, sarhoş olmaktan da pek zevk alan bir çocuktum. Sadece 6 sene önceydi ama “6 yıl” öyle tuhaf geçti ki, onyıllar önceymiş gibi. O zaman ki ben çiğ geliyor şimdiki kendime.

Çocukken çok çekingendim. Çünkü övünerek ve dik durarak anlatacağım bir maharetim yoktu. Ergenlik çağlarımda ise “bir bilgisayarın” elimde bir sürü şey yapan bir aygıta dönüşeceğini fark ettim. Bu işin nasıl yapılacağını öğrenmek değildi maharetim. Bunu çok küçükken keşfetmiş olmamdı. Çünkü herkesin önünde bir oyuncağa dönüşen bu aygıt, aslında bir platform, bir dünya olacaktı zamanla.

Kent Ajans’ta odaya girip sandalyeye oturduğumda gayet dik duruyordum. Bir şirket olup, para kazanan, ofisi olan koca koca adamların yüksek teknoloji ürünü olan bu yazılımları yapımına dair elle tutulur çok şey biliyordum. Yani o zamanlar, öyle zannediyordum.

Kadıköy ve çevresinde büyümüş, yaşları çok genç sayılabilecek iki işveren abim vardı orada. İnançlar bazında, davranışlar bazında, siyaset bazında ve meslek ahlakı bazında ilk adımlarımı da bu takımla attım.

Seküler bakış açımın sebeplerini ve açıklamasını bu dönemde öğrendiklerimle inşa ettim. Geçen altı yıl boyunca yaptığımız işler, çalıştığımız şirketler ve topluluklar büyüdüğüm yere o kadar uzak kişilerdi ki etkilenmemem imkansızdı.

Mustafa Altıoklar’ın Diren Gezi filmi için bağış topladığı web sitesinde bile düzenlemeler yapmıştım. Bir kaç buton tasarlamış, sayacı değiştirmiş, içerikler eklemiştim. Kent Ajans, siyasi parti kampanyaları için Twitter API’si kullanarak dijital ürün kodladığım ilk yerdi. Hem kendi işimi yapıyor hem de fikir insanlarının söylediklerini, yazdıklarını, entellektüel bakış açısının ne olduğunu öğreniyordum.

Yıllar sonra siyasetin içinde olan başka bir patron edindiğimde mesleğimi tekrar sorgulayacaktım.

Kent Ajanstan sonra bir çok şirkette çalıştım. Ama onlar kadar etkilendiğim tek yer Aksoy Araştırma şirketi oldu. Kurucusu Ertan Aksoy kendi bakış açıma çok fazla yakın gördüğüm bir insandı. Şu anda Sosyal Demokrasi Vakfı’nın Başkanlığını yapıyor olması da tarifini zenginleştirecektir.

Sekülerlik kaybolmamıştı ama marjinal sol’dan merkez sol’a kaymıştım. Daha gerçekçi ve romantizmden uzak bir ütopyadan bahsediliyordu. Yaptığım tasarımlarda morlar, sarılar,yeşiller değil kırmızılar, siyahlar, beyazlar hakimdi.

O zaman düşündüm. Dedim ki sen bir sanal yansıma yaratıyorsun, işin bu. İnsanların dijital yansımalarını resmediyorsun, kabiliyetlerini sanallaştırıyorsun o zaman bu işi iyi yapmak için insanı tanımalısın.

En çok ve en sık kitap okuduğum dönem tam bu farkındalığın oluştuğu dönemdi. Çünkü “dijital ajans”larda onlarca iş yaptım, tarifler-tasarımlar-çizgiler-kutular-görseller … Bir sürü farklı bakış açısını dijitalleştirdim. İnsanlara bir şeyleri anlatmak zorundaydım. Bu iş bir beyaz sayfaya bir kaç cümle söz yazmaktan farklıydı.

  • Anlaşılabilir olmalıydı.
  • Kolay kullanılabilmeliydi.
  • İnsanlar nerelere bakıyorsa asıl görünmesi gereken orada olmalıydı.
  • İnsanların bakacakları yer kadar, bakmadıkları yere yazılanlar da önemliydi.
  • Amacım harekete geçirmekti.
  • Bazen “Hemen Satın Al”dırmalı, bazen “Bize Katıl!” diye kendimi paralamalıydım.

Uç siyasi fikirlerden, farklı coğrafyalardaki uç insanlara, birbirine zıt sosyoekonomik statüden, birbirine düşman milletlerden bir çok insana, şirkete ve ülkeye iş yaptım. Rusça ve Arapça bilmem ama aynı amaca hizmet eden bir tasarımın Arapça’da ve Rusça’da ne gibi değişikliklere maruz kaldıklarını çok iyi bilirim. Bu benim işim.

Haliyle Yunanistan’daki müşterime yaptığım işin renkleri, başlıkları, içeriği ve yazılım mekanizmaları farklıyken Amerika merkezli bir şirkete yaptığım işin ögeleri daha farklıydı. Çünkü insanlar farklıydı, seslendikleri kişilerin dünyaya bakışı farklıydı ve herkes şunu tercih ediyordu:

“Bizi göster, ama sevebilecekleri kadar!”

Politikacılar da bunu yapar. Taraftarları tarafından sevilebilecek kadar tanınmaya çalışırlar. Özel hayatlarıyla, tiradlarıyla, işleriyle, eğitimleriyle ve hoş taraflarıyla.

Reklam politikadır. Dijital dünyada yaptığımız işler politikadır. Basın bültenleri, web siteleri, kredi hesaplama sistemleri, e-ticaret kampanyaları hepsi birer politikadır.

Harari’nin dediği gibi dinler (müslümanlık-hristiyanlık, ..), toplumsal siyasi fikirler (kapitalizm, komünizm, liberalizm,…) ve bugün dijital dünya Tanrı’nın tanımını değiştiriyor. İnsan kendini yeniden tanımlıyor ve kitleleri yönetiyor. Bin yıl önce ki kıyamet tanımımızla bugün ki kıyamet tanımımız arasında bile fark var.

Sadece kodlamak, sadece çizmek hiç kimseyi öteye götürmeyecek. Dijital olanın da bir ruhu olabilmesi adına dijital ürün geliştiren insanların sosyoloji ve felsefeyle ilgilenmesini fazlasıyla entelektüel buluyorum. Çok iyi işlere tanık oluyoruz. Dijitalin geleceğinde de ilkel insandan kalan bir güdünün hala sapasağlam işlediğini göreceksiniz: doğru iletişimi kurabilmek!

  • Saniyeler içinde etkilemelisin. (bin yıllar evvelinde hayvanları evcilleştirmek için yakalarken veya avlanırken ölmemek veya avı kaçırmamak için bu kural geçerliydi. )
  • Güven duymasını sağlamalısın. (Yakınlaşabilmek, katılımı sağlamak adına)
  • Harekete geçir, aksiyon al. (Avla, kullan, güt, faydalan.)
  • Memnun etmelisin ve sadakati sağlamalısın. (Sürdürülebilirlik)

Dijital insanın en ilkel yönleriyle ve teknolojinin zaman ötesi yöntemleriyle yepyeni bir dünya ve biz onun ilk yıllarını yaşıyoruz. Hala 2 boyutlu web siteleri görüyoruz ve yapıyoruz. Oysaki bu teknolojinin geleceğinde insanın en ilkel yanlarına yani güdülerine ulaşabileceğiz.

Reklam sektörünün geleceğinde daha fazla duyu, daha fazla sanal gerçeklik olabilir.
Dijital reklam ajanslarında çalışmak isteyen her yazılımcı adayının, yazılım öğrenmeye başlarken bu gerçeği bilmesini daha da ötesini hayal ederek bu yola çıkmaları gerektiğini düşünüyorum.

Kedi Fotoğrafı bir metafor. Dijital dünyanın metaforu. Sevgi ve merhamet gibi ilkel duyguların 21.yüzyıldaki sanal dışa vurumu.